|
|
Yeni Bir çağın Başlangıcında
Turgut Özal, 1980'li yıllarda dünyada esmeye başlayan değişim
rüzgarlarının doğuracağı sonuçları herkesten önce görmüş ve
sezmişti. Bu değişime Türkiye'nin ayak uydurabilmesi için, dışa açık
ve rekabetçi sistemin esas alınması gerektiğine inanıyordu.
Türkiye, Batı'nın gelişmiş, sanayileşmiş ülkelerinin normlarında bir
piyasa ekonomisine nasıl kavuşturulacaktı? Bu ekonomi rekabetçi
olmalı, yani sadece ülke içinde ayakta kalabilmekten çıkarak dünya
ekonomisiyle boy ölçüşebilmeliydi.
Bu düzeye gelebilmek için, özel sektörün pahalı maliyetlerle
ürettiklerini iç pazarda satma alışkanlığından kurtarılarak, dışa
açılmasının sağlanması gerekiyordu. Fakat bu o kadar kolay değildi.
Koruma duvarları arkasına sığınmış, büyük teşviklerle desteklenmiş,
ucuz negatif faizlere ve kur garantisine alışmış Türk sanayiini dışa
açmak, rekabet gücü kazandırarak uluslararası alanda boy
ölçüşebilecek bir sistemin iticisi haline getirmek Özal'ı en çok
uğraştıran zorluklardan biri olacaktı. '
Özal'a göre başka çare yoktu. Bunlar mutlaka yapı1malıydı. Rekabetçi
ekonominin bir dünya sistemi haline geleceğini ve sisteme aykırı
davranan veya direnen ekonomilerin ergeç çökeceğini biliyordu.
Gazeteci Osman Ulagay'ın dediği gibi, "Bir küreselleşmeye doğru
gidileceğini sezmişti. Bu sezgiyle, Türkiye'yi de öyle bir dünyaya
ayak uydurabilecek konuma ulaştırmaya çalıştı."
Özal, geleceğe yönelik isabetli görüşleri ve güçlü sezgileri
|